İstanbul Kent Üniversitesi Research and Academic Performance System


DSpace@Kent is an integrated information system that unifies the monitoring, analysis and reporting of scientific research and academic performance at İstanbul Kent University.





Recent Submissions

  • Item type:Item,
    20-35 yaş aralığındaki bireylerin erken dönem uyumsuz şemalarının ve algılanan ebeveynlik stillerinin dizi karakterleriyle kurdukları parasosyal etkileşim ile ilişkisinin incelenmesi
    (İstanbul Kent Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 22/11/2021) Özgören Bedek, Sıla
    Bu araştırmanın amacı dizi karakterleriyle kurulan parasosyal etkileşim, erken dönem uyumsuz şemalar ve algılanan ebeveynlik stilleri arasındaki ilişkileri Türkiye' de yaşayan 20-35 yaş aralığındaki örneklemde incelemektir. 406 katılımcı ile yapılan çalışmada parasosyal etkileşim, erken dönem uyumsuz şemalar ve algılanan ebeveynlik stilleri sırasıyla Parasosyal Etkileşim Ölçeği, Young Şema Ölçeği – Kısa Form 3 ve Çocuk Yetiştirme Tutumları Ölçeği uygulanarak ölçülmüştür. Ek olarak katılımcılardan demografik değişkenleri belirlemek amacıyla bu çalışma için özel olarak hazırlanmış Kişisel Bilgi Formu' nu doldurmaları istenmiştir. Araştırmada değişkenlerin birbirleriyle ilişkisinin ve yordayıcılığının anlamlılık düzeyi ile demografik değişkenlerin farklılık düzeyinin ölçülmesi amaçlanmıştır. Çalışmadan elde edilen verilerle yapılan korelasyon analizinde parasosyal etkileşimin erken dönem uyumsuz şemalar ve algılanan ebeveynlik stillerinin sıkı denetim/kontrol alt boyutu ile pozitif yönde ve istatistiksel olarak anlamlı bir ilişkide olduğu bulunmuştur. Erken dönem uyumsuz şemaların ve algılanan ebeveynlik stillerinin kabul/ilgi/sevgi alt boyutunun parasosyal etkileşimi anlamlı düzeyde yordadığı bulunmuştur. Araştırmadan elde edilen bulgular ışığında ve literatürdeki araştırmalar incelenerek parasosyal etkileşim, erken dönem uyumsuz şemalar ve algılanan ebeveynlik stilleri arasındaki ilişkiler tartışılmış, yorumlanmış ve sonraki araştırmalar için önerilerde bulunulmuştur. Anahtar Kelime: Algılanan ebeveynlik biçimleri = Perceived parenting styles ; Dizi film = Serial film ; Erken dönem uyum bozucu şemalar = Early maladaptive schemas ; Parasosyal etkileşim = Parasocial interaction ; Ölçekler = Scales
  • Item type:Item,
    Okul öncesi çocuklarda anne özyeterliliği ve annenin çocuğa ilişkin anksiyete algısının annesinin çalışma durumuna göre incelemesi
    (İstanbul Kent Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 28.10.2021) İşçi, Ayşegül
    Bu araştırmanın temel amacı çalışan ve çalışmayan annelerin özyeterlilikleri ve çocuklarına ilişkin anksiyete algıları arasında anlamlı bir ilişki olup olmadığının belirlenmesidir. Temel amacın yanında çalışan ve çalışmayan annelerin özyeterlilikleri ve çocuklarına ilişkin anksiyete algılarının sosyodemografik değişkenlere göre anlamlı fark gösterip göstermediği de incelenmiştir. Ayrıca, annenin çalışma durumu ve araştırma kapsamında belirlenen bazı değişkenler arasındaki ilişkiler de incelenmiştir. Belirtilen amaçların gerçekleştirilmesi doğrultusunda araştırmacı tarafından hazırlanan sosyodemografik form, Ebeveyn Öz Yeterlilik Ölçeği ve Okul Öncesi Çocuklarda Anksiyete Ölçeği kullanılmıştır. Sosyodemografik formun ve ölçeklerin uygulanması sonucunda elde edilen veriler SPSS 22 (Statistical Package for Social Sciences) istatistik programıyla analiz edilmiştir. Örneklem grubu, normallik değerlerini karşılamadığı için nonparametrik testler olan Spearman Korelasyon Analizi, Mann-Whitney U Testi ve ve Ki-Kare testi Kruskal Wallis H testi kullanılmıştır. Araştırma sonucunda, annelerin özyeterlilikleri ile çocuklarına ilişkin anksiyete algıları arasında negatif yönlü ilişki olduğu belirlenmiştir. Buna ek olarak, yaşı 18-25 arasında olan annelerin çocuklarına ilişkin anksiyete algısının diğer yaş gruplarından daha yüksek olduğu, bekâr olan annelerin çocuklarına ilişkin yaygın kaygı bozukluğu algısının daha yüksek olduğu, eğitim düzeyi lisansüstü olan annelerin çocuklarına ilişkin anksiyete algısının diğer eğitim düzeylerine sahip annelerin yaygın kaygı bozukluğu algısından daha düşük olduğu belirlenmiştir. Ayrıca, çalışan annelerin ebeveynliğe özgü stratejilerinin çalışmayan annelerin ebeveynliğe özgü stratejilerinden daha yüksek olduğu, çalışmayan annelerin çocuklarına ilişkin özgül fobi algısının çalışan annelerin özgül fobi algısından daha yüksek olduğu, kız çocuğuna sahip annelerin çocuklarına ilişkin anksiyete algısının daha yüksek olduğu sonucuna varılmıştır. Son olarak, annenin sahip olduğu çocuk sayısı arttıkça çalışma ihtimalinin arttığı, lise ve üzeri eğitim düzeyine sahip ve 0-6 yaş çocuğu olan annelerin, lise ve altı eğitim düzeyine sahip 0-6 yaş çocuğu olan annelere göre 4,5 kat daha az çalışma eğilimine sahip oldukları sonuçları elde edilmiştir. Anahtar Kelime: Ana-çocuk etkileşimi = Mother-child interaction ; Anksiyete = Anxiety ; Anneler = Mothers ; Ev kadınları = Housewives ; Okul öncesi çocuklar = Preschool children ; Çalışan kadınlar = Working women ; Ölçekler = Scales ; Öz yeterlilik = Self-efficacy
  • Item type:Item,
    Algılanan ebeveyn tutumlarının bilişsel duygu düzenleme stratejileri ve kişilik yapıları ile ilişkisi
    (İstanbul Kent Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 05/11/2021) Memnun, Dilek
    Bu çalışmanın konusu bireylerin algıladıkları anne-baba stillerinin bilişsel duygu düzenleme ve kişilik yapıları ile olan potansiyel ilişkisini değerlendirmektir. Ebeveynlik stilleri, ebeveynlerin aile içinde oluşturduğu, zaman içinde ve çok çeşitli durumlarda istikrarlı olan genel duygusal iklimi karakterize eder. Duygu düzenleme durumsal taleplerini karşılamak ve kişisel hedeflere ulaşmak için duygusal deneyimleri ve ifadeleri modüle eden, engelleyen ve geliştiren davranışlar, beceriler ve stratejiler olarak tanımlanır. Kişilik özellikleri, insanların karakteristik düşünce, duygu ve davranışlarını yansıtır. Bu araştırma bu üç kavramı kapsamaktadır. Bu araştırmada, algılanan ebeveyn tutumlarının bireyin kişilik yapılarını ve bilişsel duygu düzenleme stratejilerini ne ölçüde etkilediğini belirleyebilmek amacıyla yapılmıştır. İlişkisel tarama desenine sahip bu araştırmaya 400 katılımcı gönüllü olarak katılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre, katılımcılar ebeveynlerinin demokratik tutuma sahip olduklarını düşünmektedirler; katılımcılar ortalama üstü duygu düzenleme becerilerine sahiptirler ve katılımcılar ortalama altı kişilik inancı puanı elde etmişlerdir. Demokratik ana-baba tutumları ile kişilik inançları arasında negatif bir ilişki mevcutken, diğer tutumlar ile pozitif bir ilişki mevcuttur. Demokratik ana baba tutumlarının olumlu bilişsel beceriler ile pozitif, olumsuz beceriler ile negatif ilişkide olduğu tespit edilmiştir. Bu çalışma, demokratik ebeveynlik becerilerinin geliştirilmesi için program geliştirmeyi önermektedir. Bu programların duygu düzenleme becerilerini de geliştirmeyi hedeflemesi de öneriler arasındadır. Anahtar Kelimeler: Ebeveynlik Tutumları, Kişilik Yapıları, Bilişsel Duygu Düzenleme, Korelasyon Anahtar Kelime: Ana-baba tutumu = Parents attitude ; Bilişsel duygu düzenleme = Cognitive emotion regulation ; Kişilik = Personality ; Kişilik özellikleri = Personality traits ; Korelasyon = Correlation
  • Item type:Item,
    Qualitative coding approaches to menu analysis in gastronomy: A proposed framework for Michelin- starred restaurants
    (Emerald Publishing, 2026) Kaya Onurgil, Münevver; Mil, Burak
    Purpose – The purpose of this study is to develop a multidimensional and systematic coding framework for the qualitative content analysis of Michelin-starred restaurant menus. Although menu analysis in gastronomy research has traditionally focused on quantitative indicators such as cost, profitability and sales performance, there is a lack of standardised qualitative approaches capable of capturing menus’ cultural, technical, creative and sustainability-related dimensions. Design/methodology/approach – The study adopts a qualitative research design based on document-based qualitative content analysis. A hybrid analytical strategy combining deductive and inductive coding was used. Data consisted of Michelin-starred restaurant menus, Michelin Guide evaluation texts and official restaurant documents. All materials were analysed using MAXQDA qualitative data analysis software to ensure systematic coding and analytical transparency. Findings – The analysis resulted in the development of a reproducible coding framework comprising eight main categories: price indicators; locality and regionality; international culinary influences; culinary techniques and practices; creativity and innovation; classical gastronomic norms; sustainability and Michelin Green Star narratives; and presentation and menu design. The framework enables the systematic examination of menus as multilayered texts that communicate gastronomic value, cultural positioning and symbolic meaning beyond economic performance. Research limitations/implications – This study has certain limitations. Firstly, the framework is developed within the context of Michelin-starred restaurants, which represent highly curated and institutionally regulated gastronomic environments. While this enhances analytical depth, it may limit the generalisability of the framework to other restaurant types. Secondly, the analysis relies exclusively on documentary sources. Future research may strengthen the framework by integrating additional data collection methods, such as interviews or observational approaches, to provide a more comprehensive understanding of menu practices. Practical implications – The proposed framework offers practical implications for research, education and the gastronomy sector. It provides researchers with a structured and reproducible analytical tool for comparative menu studies across different contexts. For educators, it can be integrated into gastronomy and hospitality curricula to support analytical thinking and critical interpretation of menu texts. For practitioners, particularly chefs and restaurant managers, the framework can guide the development of menus that more effectively communicate sustainability, locality and cultural narratives, thereby enhancing consumer awareness and engagement. Social implications – This study highlights the broader societal role of menus by conceptualising them as communicative texts rather than purely commercial instruments. The proposed framework enables a more transparent understanding of how sustainability, locality and cultural narratives are conveyed to diners, potentially supporting more informed consumption practices. By increasing the visibility of ethical sourcing and culinary traditions, the study contributes to ongoing discussions on responsible gastronomy and the role of menu communication in shaping public awareness and attitudes towards food systems. Originality/value – This study contributes to gastronomy research by repositioning menu analysis from a predominantly technical and managerial tool to an autonomous field of qualitative and interpretive inquiry. The proposed coding framework offers a flexible and transferable methodological foundation for future empirical, comparative and cross-cultural studies on fine-dining and Michelin-starred restaurants.
  • Item type:Item,
    Yetişkin ayrılma anksiyetesi bozukluğu veyeme bozukluğu arasındaki ilişkinin incelenmesi
    (İstanbul Kent Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 11/08/2021) Alıcı, Özde
    Yeme bozuklukları genellikle ergenlik ya da genç erişkinlik döneminde başlaması, son yıllarda görülme sıklığının artması nedeniyle psikiyatrik hastalıklar içinde önemli bir hastalık grubunu oluşturmaktadır. Yakın zamana kadar bir çocukluk çağı bozukluğu kabul edilen ayrılma anksiyetesi bozukluğu DSM-5’de tüm yaş gruplarını içeren, yaşam boyu konabilen bir tanı olarak yer almıştır. Bu araştırmada yeme bozuklukları ile yetişkin ayrılma anksiyetesi arasındaki ilişki değerlendirilmiştir. Çalışmaya 2020 yılında başlanmış olup, evreni 18-65 yaş arasındaki kadın ve erkeklerden oluşmaktadır. Araştırmanın örneklemi ise toplam 444 gönüllüden oluşmaktadır ve bu kişilerden 338’i (%76,1) kadın, 106’sı (%23,9) erkektir. Gönüllüler, basit-tesadüfi örneklem modeliyle çalışmaya katılmıştır. Araştırmada; Bilgilendirilmiş Onam Formu, Sosyodemografik Veri Formu, Yeme Bozukluğu Değerlendirme Ölçeği, Yetişkin Ayrılma Anksiyetesi Anketi kullanılmıştır. Bu çalışmaya katılanların, yeme bozukluğu puanı ve yetişkin ayrılma anksiyetesi puanları incelenmiştir. Bu ölçek puanlarının belli özelliklere göre farklılık gösterip göstermediği incelenmiştir. Katılımcıların yeme bozukluğu puanlarını sosyodemografik özelliklerine göre fark olup olmadığı karşılaştırılmıştır. Bu çalışmada katılımcıların yeme bozukluğu puanlarıyla ayrılma anksiyetesi puanları arasındaki korelasyon incelenmiştir. Sonuç olarak araştırmadan elde edilen bulgulara göre Yeme Bozukluğu Değerlendirme Ölçeği” alt boyut ve toplam puanları ile “Yetişkin Ayrılma Anksiyetesi Ölçeği” toplam puanı arasındaki korelasyonlar incelendiğinde; “Beden Şekli İle İlgili Endişeler” alt boyut puanı ile “Yetişkin Ayrılma Anksiyetesi Ölçeği” toplam puanı arasında pozitif yönde, zayıf-orta düzeyde, istatistiksel olarak anlamlı korelasyon saptanmıştır. “Yeme Bozukluğu Değerlendirme Ölçeği” diğer alt boyut puanları ve toplam puanı ile “Yetişkin Ayrılma Anksiyetesi Ölçeği” toplam puanı arasında saptanan korelasyonlar ise pozitif yönde, zayıf düzeyde, istatistiksel olarak anlamlıdır.