İstanbul Kent Üniversitesi Research and Academic Performance System


DSpace@Kent is an integrated information system that unifies the monitoring, analysis and reporting of scientific research and academic performance at İstanbul Kent University.





Recent Submissions

  • Item type:Item,
    Complication profiling in ureteroscopy: A prospective multicenter comparison of the Clavien-Dindo classification and the comprehensive complication index
    (Springer Nature, 2026) Tanıdır, Yılören; Ateş, Tunahan; Girgin, Reha; Gülşen, Murat; Kalaycı, Onur; Aydın, Cemil; Kızgın, Metin; Şen, Volkan; Sınırısız, Can; Akarken, İlker; Aydın, Eren Can; Şener, Tarık Emre; Dorucu, Doğancan; Özsoy, Ahmet Furkan; Göger, Yunus Emre; Akdoğan, Nebil
    The Clavien–Dindo Classification remains the most widely accepted method for grading surgical complications. The Comprehensive Complication Index, a continuous scale integrating all postoperative events, may provide a more com prehensive overview. This study compared the sensitivity and clinical applicability of the Clavien–Dindo Classification and the Comprehensive Complication Index in assessing complications following ureteroscopic stone surgery. In this multicenter prospective study, data from patients undergoing ureteroscopic stone surgery were collected, including demographic, peri operative, and complication variables. Complications were graded using the Clavien–Dindo Classification, and cumulative morbidity was subsequently calculated using the Comprehensive Complication Index based on assigned Clavien–Dindo grades. Patients were stratified by minor (I–II) or major (≥ III) complications. Correlation analyses between complication scores and clinical parameters, including comorbidity indices and hospital stay, were performed. A total of 1607 patients were included; 98 (6.1%) experienced complications. Comprehensive Complication Index showed a numerically higher cor relation with hospital stay in patients with minor complications, whereas Clavien-Dindo Classification showed a numerically higher correlation in patients with major complications; however, formal statistical comparison of these correlations did not demonstrate a significant difference between the two systems. In 39 patients, Comprehensive Complication Index exceeded corresponding the Clavien–Dindo Classification grade, suggesting improved sensitivity for overall morbidity. Both systems showed moderate correlations with comorbidity indices and hospital stay; however, the Comprehensive Complication Index performed better with multiple minor complications. Limitations of this study include its observational nature, the lack of long-term patient-reported quality of life outcomes, and potential variations in surgeon experience across the participating centers. Comprehensive Complication Index provides refined reflection of cumulative minor complications, while Cla vien–Dindo Classification offers clearer categorization of major events. Neither system demonstrated absolute superiority; however, their combined application may enhance complication reporting and facilitate comprehensive outcome assessment in ureteroscopic stone surgery.
  • Item type:Item,
    The relationship between environmental technologies, environmental degradation, renewable energy consumption and economic growth
    (Echo Academic Publishing, 2026) Köse, Zeynep; Tuğan Meral, Gözde
    This study examines the relationships between environmental technologies, environmental degradation, renewable energy consumption, and economic growth variables in selected EU countries between 1990 and 2021 using panel data analysis. According to the results obtained from the study, a bidirectional causal relationship was identified between environmental technologies and environmental degradation. Furthermore, a unidirectional causal relationship was found from economic growth to environmental technologies and from environmental technologies to renewable energy consumption. These findings indicate that environmental technologies play an important role in reducing environmental degradation, that economic growth contributes to the development of these technologies, and that renewable energy use is effective in reducing environmental degradation.
  • Item type:Item,
    Evli bireylerde bağlanma stilleri ile psikolojik iyi oluş arasındaki ilişkide bilişsel duygu düzenleme stratejilerinin aracı rolünün incelenmesi
    (İstanbul Kent Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 10/02/2022) Emiroğlu, İrem
    Evliliği etkileyen birçok farklı değişken bulunmaktadır. Evli bireylerin psikolojik iyi oluşları evliliğin durumunu, kalitesini, devamlılığını etkileyen bir değişkendir. Diğer yandan bireylerin bağlanma stilleri ve bilişsel duygu düzenlemelerinin hem evli bireylerin psikolojik iyi oluşunu hem de diğer süreçlerini etkilediği düşünülmektedir. Bu araştırmanın esas amacı evli bireylerde bağlanma stilleri ile psikolojik iyi oluş arasındaki ilişkide bilişsel duygu düzenleme stratejilerinin aracı rolünü incelemektir. Bu araştırmada ayrıca evli bireylerin bağlanma stillerine, psikolojik iyi oluşlarına ve bilişsel duygu düzenlemelerine etki eden sosyodemografik değişkenlerin etkisi incelenmektedir. Bir diğer amaç ise bağlanma stilleri, psikolojik iyi oluş ve bilişsel duygu düzenleme arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Araştırmanın örneklemi İstanbul ve Kocaeli illerinde yaşayan, yaşları 27-75 arasında değişen 230 kadın ve 179 erkek olmak üzere 409 evli kişiden oluşmaktadır. Katılımcılara, Sosyodemografik Bilgi Formu, Yakın İlişkilerde Yaşantılar Envanteri, Bilişsel Duygu Düzenleme Ölçeği, Evli Bireylerde Psikolojik İyi Oluş Ölçeği uygulandı. Araştırmanın analiz sonuçlarında bilişsel duygu düzenleme stratejilerinin alt boyutu olan yıkımın, evli bireylerde bağlanma stilleri ile psikolojik iyi oluş arasında %14 oranında aracı rolü oynadığı saptandı. Evli bireylerde bağlanma stilleri ile psikolojik iyi oluş arasında orta düzeyde pozitif yönde ilişki tespit edildi (r=.495; p< 0.01). Evli bireylerin psikolojik iyi oluşlarının; cinsiyet, eğitim durumu, gelir düzeyi, meslek türü, evlilik süresine göre anlamlı farklılık gösterdiği saptandı. İleride evli bireylerle yapılacak çalışmalarda bağlanma ve psikolojik iyi oluşu değerlendirirken bilişsel duygu düzenleme stratejileri göz ardı edilmemelidir.
  • Item type:Item,
    Yeme tutumları ile stresle başa çıkma ve öz yeterlik arasındaki ilişkinin incelenmesi
    (İstanbul Kent Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 11/02/2022) Hayıroğlu Yıldız, Hatice Sena
    Bu araştırmada yetişkin bireylerde yeme tutumları ile ilişkili olan faktörlerin belirlenmesi ve yetişkin bireylerde stresle başa çıkma ve öz yeterliliğin yeme tutumları ile ilişkisinin incelemesi amaçlanmaktadır. Aynı zamanda demografik değişkenler (cinsiyet, yaş, medeni durum, kardeş sayısı, eğitim düzeyi, ekonomik düzey) ile yeme bozukları arasındaki ilişkinin incelenmesi de araştırmanın alt amaçları olarak ele alınmıştır. Bu amaçla araştırmada ilişkisel tarama modeli kullanılmıştır. Verilerin anket yöntemi ile toplandığı araştırmada veri toplama araçları olarak; Kişisel Bilgi Formu, Yeme Bozukluğu Değerlendirme Ölçeği, Stresle Başa Çıkma Tarzları Ölçeği ve Genel Öz Yeterlik Ölçeği kullanılmıştır. Araştırmanın örneklemini ise Türkiye genelinde yaşayan ve okuma yazma bilen toplam 384 yetişkin kişi oluşturmuştur. Elde edilen verilerin çözümlenmesinde SPSS paket programı kullanılmıştır. Araştırma kapsamında gerçekleştirilen regresyon analizleri sonucunda, stresle başa çıkma tarzlarından; çaresiz yaklaşımın yeme bozuklukları ölçeğinin tüm alt ölçeklerini pozitif yönde yordadığı tespit edilmiştir. Bunun yanında kendine güvenli yaklaşımın yeme bozukluğu alt ölçeği olan kısıtlamayı pozitif yönde, sosyal desteğe başvurmanın ise bir ddiğer alt ölçek olan tıkanırcasına yemeyi negatif yönde yordadıkları belirlenmiştir. Araştırma kapsamında gerçekleştirilen fark analizleri (t-testi, ANOVA) sonucunda, katılımcıların yeme bozukluğu alt ölçeklerinden kısıtlama, şekil kaygısı ve kilo kaygısı seviyelerinin cinsiyetlerine göre anlamlı farklılık gösterdiği tespit edilmiştir. Buna göre, kadınların kısıtlama, şekil kaygısı ve kilo kaygısı seviyelerinin erkeklerden daha yüksek olduğu belirlenmiştir. Bunun yanında, yeme bozukluğu alt ölçeklerinden yeme kaygısı seviyelerinin medeni durumlarına göre anlamlı farklılık gösterdiği tespit edilmiştir. Buna göre, bekarların yeme kaygısı seviyelerinin evlilerden daha yüksek olduğu belirlenmiştir. Diğer taraftan, yeme bozuklukları seviyesinin katılımcıların yaş, gelir durumu, eğitim seviyesi ve kardeş sayısınana göre anlamlı farklılık göstermediği tespit edilmiştir.
  • Item type:Item,
    Yaşlılarda Covid-19 fobisi, geriatrik depresyon ve kaygı arasındaki ilişkiler
    (İstanbul Kent Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 22/06/2022) Kanpara, Dilara
    Dünya nüfusunda yaşlı bireylerin sayısı her geçen gün artmaktadır. Türkiye nüfusunun da yaklaşık yüzde dokuzunu yaşlılar oluşturmaktadır ( T.C. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı Özürlü ve Yaşlı Hizmetleri Genel Müdürlüğü, 2020). Genç nüfusun tıbbi açıdan beklentisi tedavi iken yaşlı nüfusun tıbbi beklentisi yaşam kalitesinin korunmasıdır (Kutsal, 2011). Ancak dünya çapında yaşlılar için yaşam kalitesini korumak, 2019 yılı itibari ile salgın hastalıklar sebebi ile güçleşmiştir. Covid-19 salgını tüm dünyada olduğu gibi Türkiye'yi de fiziksel ve ruhsal sağlık anlamında tehdit etmiştir. Yaş ilerledikçe hastalık oranlarının arttığı, fizyolojik olarak bağışık sisteminin yavaşladığı gerçeğini ele alırsak yaşlıların salgın hastalıklarla baş etmesinin gençlere göre daha güç olduğu görülmektedir. Bu bağlamda bu çalışmanın amacı Türkiye'deki yaşlılarda covid-19 fobisi, geriatrik depresyon ve kaygı arasındaki ilişkileri incelemektir. Bu amaç doğrultusunda bağımlı değişkenler ( covid-19 fobisi, geriatrik depresyon ve kaygı ) arasındaki ilişkiler ve bu değişkenlerin sosyodemografik değişkenlerle ilişkisi incelenecek; sosyodemografik değişkenler temelinde oluşturulan gruplar arasında bağımlı değişken düzeyleri bakımından farklılık olup olmadığı ve covid-19 fobisi ile kaygı düzeyinin depresyon düzeyini yordayıp yordamadığı araştırılacaktır. Araştırma ilişkisel tarama modeliyle gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın evreni, Şubat 2021 - Mayıs 2021 tarihleri arasında Türkiye'de yaşayan 65 yaş ve üstü bireylerden oluşmaktadır. Araştırmada veri toplamak amacıyla araştırmacı tarafından hazırlanan Kişisel Bilgi formunun yanı sıra Arpaci, Karataş ve Baloğlu (2020) tarafından geliştirilmiş Koronavirüs 19 Fobisi (CP19-S) Ölçeği, Yesavage ve arkadaşlarının geliştirdiği Yesavage Geriatrik Depresyon Skalası ve Beck, Epstein, Brown ve Steer'nın geliştirdiği Beck Anksiyete Ölçeği kullanılmıştır. Elde edilen veriler SPSS 25 programı ile analiz edilmiştir. Araştırmadan elde edilen bulgulara göre yaşlılarda covid-19 fobisi, geriatrik depresyon ve kaygı düzeyleri arasındaki ilişkileri incelemek amacıyla yapılan araştırmaya %48.4'ü kadın %51.6'sı erkek 186 katılımcı dahil edilmiştir. Analiz sonuçları, erkek katılımcıların somatik ve ekonomik alt boyutlarıyla covid 19 fobisinin kadınlara göre daha yüksek olduğu görülmüştür. Evli olmayan katılımcıların kaygısı ve somatik alt boyutu ile covid 19 fobisinin evli olan katılımcılara göre daha yüksek olduğu görülmüştür. Fiziksel engelli olan katılımcıların covid 19 fobisi, geriatrik depresyonu ve kaygısı diğerlerine göre daha yüksek olduğu görülmüştür. Yaşlılarda günlük haber takibi süresi arttıkça kaygısı, geriatrik depresyonu, covid 19 fobisi de artmaktadır. Çevresiyle görüntülü görüşen yaşlıların kaygısı, geriatrik depresyonu ve covid 19 fobisinin somatik alt boyutu azalmaktadır. Sesli görüşmelerin kaygısı, geriatrik depresyonunu ve covid 19 fobisinin somatik alt boyutunu azalmaktadır. Yaşlıların geriatrik depresyon düzeyi arttıkça covid 19 fobisi de artmaktadır.