İstanbul Kent Üniversitesi Araştırma ve Akademik Performans Sistemi


DSpace@Kent, İstanbul Kent Üniversitesi’nin bilimsel araştırma ve akademik performansını izleme, analiz etme ve raporlama süreçlerini tek çatı altında buluşturan bütünleşik bilgi sistemidir.





Güncel Gönderiler

  • Öğe Türü:Öğe,
    Beliren yetişkinlik döneminde büyüme korkusunun yordayıcıları olarak bilişsel esneklik, duygusal zeka, duygu düzenleme güçlüğü ve ayrılık kaygısı
    (İstanbul Kent Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 02/02/2022) Külekçioğlu, Gizem
    Araştırmada, beliren yetişkinlik döneminde büyüme korkusunun yordayıcıları olarak bilişsel esneklik, duygusal zeka, duygu düzenleme güçlüğü ve ayrılık kaygısının incelenmesi amaçlanmıştır. Ayrıca büyüme korkusunun demografik değişkenlere (yaş, cinsiyet, medeni durum, çalışma durumu, kardeş sayısı, eğitim durumu) göre farklılaşıp farklılaşmadığına bakılmıştır. Araştırmanın örneklemini; Türkiye'de yaşayan (18-35 yaş) beliren yetişkinlik dönemindeki 342 katılımcı oluşturmuştur. Çalışmada veri toplama araçları olarak; Kişisel Bilgi Formu, Büyüme Korkusu Ölçeği, Bilişsel Esneklik Envanteri, Schutte Duygusal Zeka Ölçeği, Duygu Düzenleme Güçlükleri Ölçeği ve Yetişkin Ayrılma Anksiyetesi Anketi kullanılmıştır. Verilerin analizinde bağımsız t testi, tek yönlü varyans analizi (ANOVA), korelasyon ve çoklu regresyon kullanılmıştır. Yapılan analizler neticesinde demografik değişkenlerden; cinsiyet, çalışma durumu, kardeş sayısı ve eğitim durumuna göre büyüme korkusu düzeyinin anlamlı düzeyde farklılaşmadığı saptanmıştır. Medeni duruma göre bekar olan katılımcıların büyüme korkusu düzeyinin, evli olanlara göre anlamlı şekilde yüksek olduğu saptanmıştır. Bilişsel esneklik ve duygusal zeka değişkenlerinin, büyüme korkusunu negatif yönde yordadığı saptanmıştır. Duygu düzenleme güçlüğü ve ayrılık kaygısı değişkenlerinin ise büyüme korkusunu pozitif yönde yordadığı saptanmıştır. Bilişsel esneklik, duygusal zeka, duygu düzenleme güçlüğü ve ayrılık kaygısının büyüme korkusunu anlamlı düzeyde yordadığı saptanmıştır. Çalışmanın yeni bir kavram olan büyüme korkusu ile ilgili yapılacak olan gelecekteki araştırmalara katkı sağlayacağı düşünülmektedir.
  • Öğe Türü:Öğe,
    Romantik ilişkisi olan bireylerde mükemmeliyetçilik, duygusal zeka ve affetme davranışı arasındaki ilişkilerin incelenmesi
    (İstanbul Kent Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 03/08/2022) Pekkoç, Büşra
    Bu çalışmanın konusu romantik ilişkisi olan bireylerde mükemmeliyetçilik, duygusal zekâ ve affetme davranışı arasındaki ilişkilerin değerlendirilmesidir. Bu üç değişkenin birbiri ile ilişkisi, sosyo-demografik ve diğer özellikler temelinde oluşturulan gruplar (cinsiyet, medeni durum, çalışma durumu, içe dönüklük-dışa dönüklük) arasında bağımlı değişken düzeylerinin farklılaşıp farklılaşmadığı araştırılmıştır. Ayrıca duygusal zeka ve mükemmeliyetçiliğin affedicilik düzeyini yordayıp yordamadığı incelenmiştir. Araştırma, ilişkisel tarama modeli ile gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın evrenini evli çiftler ile romantik ilişki yaşayan bekarlar oluşturmaktadır. Araştırmanın örneklemini ise kolayda örnekleme yöntemi ile seçilmiş 304 yetişkin oluşturmaktadır. Araştırmada veri toplamak amacıyla, Kişisel Bilgi Formu, Çok Boyutlu Mükemmeliyetçilik Ölçeği, Heartland Affetme Ölçeği ve Schutte Duygusal Zekâ Ölçeği kullanılmıştır. Elde edilen verilerin analizi için "IBM SPSS Ver.25" paket programından yararlanılmıştır. Elde edilen bulgulara bakıldığında, romantik ilişkisi olan yetişkin bireylerde mükemmeliyetçilik, duygusal zekâ ve affetme düzeyleri arasında anlamlı ilişkiler olduğu görülmektedir. Katılımcıların mükemmeliyetçilik puanları ile affetme puanları arasında anlamlı ve negatif bir ilişki vardır. Ayrıca katılımcıların affetme puanları ve duygusal zekâ puanları arasında, anlamlı ve pozitif bir ilişki vardır. Gruplarası karşılaştırma sonuçlarına göre, mükemmeliyetçilik, duygusal zekâ ve affetmenin sosyo-demografik değişkenlere göre farklılaştığı bulunmuştur. Regresyon analizi sonuçlarına göre, mükemmeliyetçilik ve duygusal zekâ affetmeyi yordamaktadır. Elde edilen bulgular alanyazın temelinde tartışılmıştır.
  • Öğe Türü:Öğe,
    Erken dönem uyumsuz şemaların, kişilerarası ilişki tarzları ve evlilik uyumu ile ilişkisinin incelenmesi
    (İstanbul Kent Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 17/01/2022) Doğmazer, Seda
    Şema, günlük hayatta birçok karmaşık olay karşısında kişinin deneyimlerini kalıplaştırdığı durumları ifade etmektedir. Kişinin erken dönemde temel ihtiyaçlarından mahrum edilmesi, uyumsuz şemalar oluşturabilmektedir. Kişinin hayatında önemli bir yeri olan evlilik kurumu da bu uyumsuz şemalardan etkilenmektedir. Evliliğin toplumun en önemli birimi olan aileyi oluşturması sebebiyle sağlıklı ve mutlu bir evlilik ancak uyum ile sağlanabilmektedir. Bu çalışmada, evli bireylerde erken dönem uyumsuz şemalar ile evlilik uyumu ve kişilerarası ilişki tarzı arasındaki ilişki araştırılmıştır. Erken dönem uyumsuz şemaların, evlilik uyumu ve kişilerarası ilişki tarzı; cinsiyet, evlenilen yaş, eğitim düzeyi, yaşadıkları şehrin büyük veya küçük olması, evlilik süresi, evlilik öncesi tanışıklık süresi, çocuk sayısı ve gelir düzeyi değişkenleriyle ilişkisi incelenmiştir. Araştırmanın örneklemi; İstanbul, Ankara, İzmir, Kütahya, Tokat ve Amasya illerinde ikamet eden evli 367 kişiden oluşmaktadır. Araştırmada veri toplama aracı olarak; "Demografik Bilgi Formu", "Young Şema Ölçeği Kısa Form-3 (YŞÖ-KF3)", "Evlilik Uyum Ölçeği (EUÖ)", "Kişiler Arası İlişki Tarzı Ölçeği" kullanılmıştır. Yapılan analizler sonrasında ulaşılan bulgulara göre kişiler arası ilişki tarzında besleyici tarzın; zedelenmiş sınırlar şema alanını, diğer yönelimlilik ve aşırı uyarılmayı ve baskılamayı yordadığı sonucuna ulaşılmıştır.
  • Öğe Türü:Öğe,
    Demans hastalarına bakmakla yükümlü hasta yakınlarının kişilik özelliklerinin algılanan bakım yükü, depresyon ve anksiyete düzeyleri ile ilişkisi
    (İstanbul Kent Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 09/06/2022) Alemdar, Serra
    Bu araştırmada, demanslı yakınlarının bakım sorumluluğunu üstlenen aile bireylerinin kişilik özellikleriyle bu kişilerin algıladığı bakım yükü, depresyon ve anksiyete düzeyleri arasındaki ilişki incelenmiştir. Ayrıca bakım verenlerle ve hastalarla ilgili sosyodemografik unsurlar ve bakım süreciyle ilgili karakteristik özellikler ile bakım verenin yaşadığı psikiyatrik güçlükler arasındaki ilişki araştırılmıştır. Bu araştırmanın katılımcıları Muğla'nın Bodrum ilçesinde hizmet veren bir özel hastanenin nöroloji polikliniğinde demans tanısıyla takip edilen hastaların bakımıyla ilgilenen yakınlarıdır. 25-85 yaş aralığında 71 hasta yakını araştırmaya dahil edilmiştir. Veriler özbildirim anketleri aracılığıyla toplanmıştır ve analiz edilmiştir. Yazar tarafından oluşturulmuş olan demografik bilgiler formuna ek olarak, Katz Günlük Yaşam Aktiviteleri Ölçeği, Zarit Bakım Yükü Ölçeği, Hastane Anksiyete ve Depresyon Ölçeği ve Kişilik İnanç Ölçeği – Kısa Formu kullanılmıştır. Elde edilen veriler incelendiğinde farklı kişilik özelliklerinde artışla bakım verenin algıladığı bakım veren yükü ile anksiyete ve depresyon düzeyleri ile istatistiksel olarak anlamlı pozitif bir ilişki saptanmıştır. Ayrıca bakım verenin ve demanslı bireyin bazı demografik özellikleri ile bakım süreciyle ilgili unsurların bu üç alanı istatistiksel olarak anlamlı düzeyde etkilediği görülmüştür. Elde edilmiş olan sonuçlar literatürdeki ilgili çalışmaların ışığında incelenmiş ve tartışılmıştır. Son olarak bu konuyla ilgili daha ileri araştırmalar ve klinik uygulamalarla ilgili önerilerde bulunulmuştur.
  • Öğe Türü:Öğe,
    Genç yetişkinlerde sosyal medya bağımlılık düzeyleri ile depresyon düzeyleri arasındaki ilişkide bilişsel çarpıtmaların aracı rolünün incelenmesi
    (İstanbul Kent Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 17/01/2022) Bilir, Özge
    Yaşadığımız çağın en yeni problemlerinden biri sosyal medya bağımlılığıdır. Sosyal medya uygulamalarının bilinçsiz kullanımı, bireyler üzerinde oluşturduğu olumsuz etkilerin yanı sıra psikolojik rahatsızlıklara da yol açabilmektedir. Depresif bozukluklar sosyal medya bağımlılığının yol açtığı psikolojik rahatsızlıkların başında gelmektedir. Depresif bozuklukların oluşumunda bilişsel çarpıtmalar büyük öneme sahiptir. Bu araştırmanın amacı, sosyal medya bağımlılık düzeyi ile depresyon düzeyi arasındaki ilişkiyi incelemenin yanı sıra bu ilişkide bilişsel çarpıtmaların (zihin okuma, felaketleştirme, iki uçlu (ya hep ya hiç ) biçiminde düşünme, duygudan sonuca ulaşma, etiketleme, zihinsel filtreleme, aşırı genelleme, kişiselleştirme, zorunluluk ifadeleri (-meli, -malı), olumluyu azımsama veya yok sayma ) aracı rolünü araştırmaktır. Nicel araştırma modellerinden ilişkisel tarama modeli kullanılan araştırmanın örneklemini Türkiye'de yaşayan, 18-65 yaşları arası 289 kadın ve 97 erkek olmak üzere 386 kişi oluşturmaktadır. Araştırmada "Sosyal Medya Bağımlılığı Ölçeği, Bilişsel Çarpıtmalar Ölçeği, Sosyo-Demografik Bilgi Formu ve Beck Depresyon Ölçeği" kullanılmıştır. Araştırma sonucunda, katılımcıların sosyal medya bağımlılık düzeyleri, depresyon düzeyleri ve bilişsel çarpıtmalar arasında anlamlı düzeyde bir ilişki olduğu belirlenmiştir. Bunun yanı sıra, sosyal medya bağımlılık düzeyinin depresyon düzeyi üzerindeki etkisinde bilişsel çarpıtmaların (zihin okuma, felaketleştirme, iki uçlu (ya hep ya hiç ) biçiminde düşünme, duygudan sonuca ulaşma, etiketleme, zihinsel filtreleme, aşırı genelleme, kişiselleştirme, zorunluluk ifadeleri (-meli , -malı ), olumluyu azımsama veya yok sayma ) tümünün kısmi aracı rolü olduğu tespit edilmiştir. Elde edilen analiz sonuçları, literatür kapsamında tartışılarak yapılacak çalışmalar için öneriler sunulmuştur.