İstanbul Kent Üniversitesi Araştırma ve Akademik Performans Sistemi


DSpace@Kent, İstanbul Kent Üniversitesi’nin bilimsel araştırma ve akademik performansını izleme, analiz etme ve raporlama süreçlerini tek çatı altında buluşturan bütünleşik bilgi sistemidir.





Güncel Gönderiler

  • Öğe Türü:Öğe,
    A composite fitness profile in juvenile idiopathic arthritis and familial mediterranean fever compared to healthy peers: FAST and FIT
    (EMERGE, 2025) Albayrak, Asya; Arman, N.; Yekdaneh, A.; Namlı Şeker, A.; Dönmez, I.; Açıkgöz, Y.; Uçar, K.; Çakmak, F.; Aktay Ayaz, N.
    Introduction: Physical fitness (PF) is a key determinant of health outcomes, and its assessment in children and adolescents provides an effective means of estimating overall health status and functional ability (1). Objectives: The aim of this study was to evaluate the PF profile of patients diagnosed with Juvenile Idiopathic Arthritis (JIA) and Familial Mediterranean Fever (FMF) and to compare the results with healthy peers. Methods: A total of 343 children and adolescents aged 8–18 years participated in the study (JIA: 117, FMF: 61, Healthy: 166). PF was assessed using FitnessGram tests: Curl-Up Test (CT), Push-Up Test (PT), Trunk Lift Test (TLT), Back-Saver Sit and Reach Test (BSSRT), and the Progressive Aerobic Cardiovascular Endurance Run (PACER), along with estimated VO₂max. Functional capacity was evaluated using the 6-Minute Walk Test (6MWT), 30-Second Sit-to-Stand Test (30SST), and 10-Stair Climb Test (10SCT). Group comparisons were performed using ANOVA, post-hoc Tukey, and ROC analysis. A Composite Fitness Score (CFS) was calculated by averaging the z-scores of ten fitness and functional capacity tests. Each raw score was standardized and averaged to generate a single composite indicator of physical fitness. Results: The mean ages of participants with JIA, FMF, and healthy controls were 13.19±1.34, 13.52±1.45, and 13.32±1.34 years, respectively. Patients with JIA and FMF had significantly lower PF and functional capacity compared to their healthy peers (p<0.05). The 30SST demonstrated the highest discriminative accuracy (AUC = 0.85), PT (AUC = 0.75) and CT (AUC = 0.72) also showed good discriminative value, whereas the 6MWT and BSSRT were less predictive (AUC = 0.67 each). The healthy group had a significantly higher CFS (+0.22) compared to JIA (−0.20) and FMF (−0.23) (p<0.001) however, no significant difference was observed between the JIA and FMF (p>0.05). According to the Random Forest regression analysis based on participants' CFS scores, PT, BSSRT, and PACER were identified as the most important predictors of PF. Conclusion: The findings of this study demonstrate that PF and functional capacity outcomes are significantly lower in patients with JIA and FMF, particularly among those with JIA. The primary determinants of PF were identified as upper extremity muscular endurance and strength, flexibility, and aerobic performance. One of the key outcomes of the study is the identification of the 30SST as an excellent potential for rapid fitness screening in adolescents. Furthermore, the incorporation of the PT, BSSRT and PACER into the evaluation process has been shown to be valuable in identifying risk factors and planning of targeted exercise interventions.
  • Öğe Türü:Öğe,
    Ozon ve beyazlatıcı ajan etkileşiminin spektrofotometrik olarak değerlendirilmesi: Pilot çalışma
    (Restoratif Diş Hekimliği Derneği, 2025) Koçuk, Merve; Erden Kayalıdere, Ezgi
    Amaç: Çalışmamızın amacı, remineralizasyon özelliği ve oksitadif etkisi ile bilinen ozon gazı uygulamasının, beyazlatıcı ajanların diş yüzeyine uygulanmasından önce gerçekleştirilmesinin, beyazlatma etkinliği üzerindeki etkisini değerlendirmektir. Bu doğrultuda çalışmada, farklı beyazlatıcı ajanlar ozon gazı ile kombine edilerek beyazlatma etkinlikleri kıyaslanmıştır. Yöntem: Bu çalışmada, çürük, kırık veya restorasyonu bulunmayan ve ortodontik veya periodontal nedenlerle çekilmiş 25 adet büyük azı dişi kullanıldı (n=5). Örneklerin başlangıç renk parametreleri, nötr gri bir arka plan üzerinde bir spektrofotometre (VITA Easy Shade V; VITA Zahnfabrik, Almanya) ile ölçüldükten sonra örnekler rastgele olarak beş gruba ayrıldı. Birinci grupta, HealOzone (HealOzone, Curozone, KaVo, Biberach, Almanya) cihazı ile 60 saniye boyunca tek seferlik ozon gazı uygulaması yapıldı. İkinci grupta, 60 saniyelik HealOzone uygulamasını takiben 2 dakika süreyle ozon içerikli macun (Good&Health, İzmir, Türkiye) uygulandı. Üçüncü grupta, 60 saniyelik HealOzone uygulamasının ardından beyazlatma ajanı (Whiteness HP, FGM Dental, Brezilya) üç kez 15’er dakika süreyle uygulandı. Dördüncü grupta, ozon gazı uygulanmadan yalnızca iki dakika süreyle ozon içerikli macun (Good&Health, İzmir, Türkiye) uygulandı. Beşinci grupta ise ozon gazı uygulanmadan beyazlatma ajanı (Whiteness HP, FGM Dental, Brezilya) üç kez 15’er dakika süreyle uygulandı. Tüm uygulamaların tamamlanmasının ardından numunelerin son renk ölçümleri alındı ve örneklerin renk değişimi CIEDE2000 formülü kullanılarak değerlendirildi. Ayrıca beyazlık değişimini belirlemek amacıyla Beyazlatma İndeksi (Whiteness Index, WID) hesaplandı. İstatistiksel analizlerde eşleştirilmiş örneklem t testi ve tek yönlü varyans analizi kullanıldı. Anlamlılık p<0.05 düzeyinde değerlendirildi. Bulgular (sayısal ve/veya istatistiki veriler): İstatistiksel analiz sonuçlarına göre, beyazlatıcı ajan ve ozon grubu arasında ΔE2000 değerleri açısından anlamlı bir fark bulundu (p=0.040). Ayrıca, beyazlatma ajanı ile macun (p=0.031), beyazlatma ajanı ile ozon (p=0.001) ve ozon + beyazlatma ajanı ile ozon (p=0.024) grupları arasında ΔWID değerleri açısından da istatistiksel olarak anlamlı farklar saptandı. Sonuç(lar): Bu sonuçlar, beyazlatma ajanının tek başına veya ozon ile birlikte kullanılmasının, yalnızca ozon ya da macun uygulamalarına kıyasla daha belirgin bir beyazlatma etkisi sağladığını göstermektedir. Özellikle ozon uygulamasının, ozon içerikli macunun etkinliğini destekleyici bir rol oynadığı söylenebilir.
  • Öğe Türü:Öğe,
    Ozonun kök çürüğünün remineralizasyonuna etkisinin değerlendirilmesi
    (Türk Diş Hekimleri Birliği, 2025) Koçuk, Merve; Erden Kayalıdere, Ezgi
    Amaç: Bu çalışmanın amacı, farklı uygulama yöntemleri kullanılarak ozon tedavisinin başlangıç düzeyindeki dentin lezyonlarının remineralizasyonundaki etkinliğini değerlendirmektir. Gereçler ve Yöntemler: Çalışmada toplam 15 adet daimi sığır kesici dişi kullanıldı. Dişlerden toplam 50 kök dentini örneği hazırlandı ve örnekler rastgele beş gruba ayrıldı (n=10): pozitif kontrol (sağlam dentin), negatif kontrol (distile su), ozon içeren diş macunu, florür içeren diş macunu ve HealOzone gaz uygulaması. Pozitif kontrol grubu dışındaki tüm örneklerde yapay çürük lezyonları oluşturuldu. 14 günlük pH döngüsü boyunca (2x180 dakika demineralizasyon) diş macunu grubundaki örnekler fırçalandı (günde 3 kez), ozon grubundaki örneklere ise HealOzone cihazı (KaVo, Almanya) ve remineralizasyon solüsyonu kullanılarak günde bir kez 60 saniye süreyle ozon gazı uygulandı. Yüzey mikrosertliği ölçümleri başlangıçta ve 14. günde yapıldı. Her örnek için üç ölçüm alınarak ortalamala değerler hesaplandı. Bulgular: pH döngüsü öncesi gruplar arasında istatistiksel olarak fark bulunmazken, döngü sonrası fark anlamlı bulundu (p=0,038). Ozon gazı uygulanan örnekler en yüksek mikrosertlik değerlerini gösterdi. Ayrıca, florür içeren diş macunu ozon içeren diş macununa göre anlamlı derecede daha yüksek mikrosertlik değerleri sergiledi. (p=0.032). Sonuç: Florürlü macun ve ozon gazı uygulamasının dentin yüzey mikrosertliği açısından olumlu sonuçlar verdiği gözlenmiştir.
  • Öğe Türü:Öğe,
    Monoshade akışkan bulk fill kompozit ile üst çene molar restorasyonu: Olgu sunumu
    (Restoratif Diş Hekimliği Derneği, 2025) Deveci, Burak Ahmet; Şahin, Merve
    Amaç: Bu olgu sunumunda amalgam ile restore edilmiş sol maksiller birinci moların meziyal yüzeyindeki sekonder çürüğün tek renkli akışkan bulk fill kompozit ile rehabilitasyonu amaçlanmıştır. Yöntem: 23 yaşındaki kadın hasta sol üst bölgedeki hassasiyet nedeniyle kliniğimize başvurmuştur. Yapılan klinik ve radyolojik muayene sonucunda 26 numaralı dişin iki yıldır antagonistinin olmayışından dolayı ekstrüze olduğu anlaşılmış[r. Dişin meziyal yüzeyinde diş e) sınırına kadar uzayan sekonder çürük gözlenmiş ve direkt restorasyon planlanmıştır. Komşu dişlerin dahil olduğu rubber dam (Nictone, İngiltere) izolasyonu altında amalgam sökümünün ve sekonder çürüğün temizlenmesinin ardından bölgesel matriks ve tahta kama uygulanmıştır. Mine yüzeyinin pürüzlendirilmesi için kullanılan %37 oranındaki fosforik asit (Condac 37, FGM, Brezilya) 30 saniye bekletilmiş, sonrasında yıkanmış ve kurutulmuştur. Ardından universal adeziv ajan (Gluma Bond Universal, Kulzer, Almanya) uygulanarak LED ışık cihazı ile (Led-e Plus, Woodpecker, Çin) 20 saniye polimerize edilmiştir. Monoshade bulk flow kompozit (Charisma Bulk Flow One, Kulzer, Almanya) ile bütün restorasyon tamamlanmıştır. Sarı bantlı elmas frezler ve elmas partiküllü sprial diskler ile bitim ve cila aşaması tamamlanmıştır. İşlemi takiben 1 gün ve 2 hafta sonraya kontrol randevuları oluşturulmuş ve gerekli diğer endikasyonları için yönlendirilmiştir. Bulgular (sayısal ve/veya istatistiki veriler): İşlemden hemen sonra hastanın hassasiyet şikâyeti artsa da diş etinin iyileşmesinin ardından bu şikâyeti ortadan kalkmıştır. İkinci haftanın sonundaki kontrolde modifiye USPHS (United States Public Health Service) kriterlerine göre marjinal renk değişimi, marjinal adaptasyon ve renk uyumu açısından klinik olarak ideal kabul edilmiştir. Sonuç(lar): Akışkan tek renkli bulk fill kompozitler renk ve uygulama açısından hekime oldukça kolaylık sağlarken estetik ve sağlamlıktan ödün vermeyerek klinik pratikler için oldukça ideal bir materyaldir.
  • Öğe Türü:Öğe,
    Diş hekimliği klinik öğrencilerinin ICDAS temelli tanı ve tedavi kararlarının değerlendirilmesi: Tek merkezli kesitsel çalışma
    (Restoratif Diş Hekimliği Derneği, 2025) Şahin, Merve; Yanıkoğlu, Funda
    Amaç: Bu çalışmanın amacı, diş hekimliği öğrencilerinin ICDAS çerçevesinde çürük lezyonlarını doğru skorlama ve çürük riski bağlamında uygun tedavi seçimi yapabilme becerisini değerlendirmek; yanlış yanıtlar içindeki aşırı tahmin (OE) ve eksik tahmin (UE) eğilimlerini tanımlamak ve referans standartla uyumu incelemektir. Yöntem: Kesitsel tasarımda 12 olgudan oluşan vaka seti kullanıldı; her vaka için öğrencilerden ICDAS skoru ve düşük/yüksek risk senaryolarına göre tedavi seçimi istendi. Çalışmaya diş hekimliği 4. sınıftan 135 ve 5. sınıftan 119 öğrenci katıldı. Dördüncü ve beşinci sınıfların doğruluk oranları ki-kare testi ile karşılaştırıldı. Yanlış yanıtlar içinde OE ile UE’nin dengede olup olmadığı iki uçlu binom testi ile sınandı. Referans standartla uyum ise Cohen’in kappa katsayısı ile değerlendirildi. Bulgular (sayısal ve/veya istatistiki veriler): Tüm vakalar birleştirildiğinde ortalama doğruluk ICDAS için 4. sınıfta %52,8 ve 5. sınıfta %53,9 olup iki grup arasında anlamlı fark saptanmadı (χ² p=0,5501); tedavi doğruluğu 4. sınıfta 53,9 ve 5. sınıfta %52,7 olup yine anlamlı fark yoktu (χ² p=0,5226). Yanlış yanıtların dağılımında ICDAS tarafında OE baskın olup 4. sınıfta yanlışların %69,4’ü, 5. sınıfta %66,9’u OE idi; tedavi tarafında ise UE eğilimi gözlendi (4. sınıfta %53,7, 5. sınıfta %50,4). Referans standartla uyum zayıf-orta düzeyde olup ICDAS için κ=0,342 (4. sınıf) ve κ=0,355 (5. sınıf), tüm örneklemde κ=0,348; tedavi için κ=0,317 (4. sınıf) ve κ=0,312 (5. sınıf), tüm örneklemde κ=0,314 olarak bulundu. Sonuç(lar): Öğrencilerin ICDAS temelli tanı ve risk-temelli tedavi kararlarının doğruluğu yaklaşık %53 düzeyindedir ve 4. ile 5. sınıflar arasında anlamlı fark yoktur. Yanlışların yönü tanıda çoğunlukla OE, tedavide ise daha çok UE lehinedir. Sonuçlar, özellikle erken/kavitasyonsuz lezyonlar için, ICDAS kalibrasyonunun ve risk-temelli, açık eşiklere dayalı karar adımlarının eğitime düzenli biçimde entegre edilmesini desteklemektedir.