<link rel="stylesheet" href="styles.f3b1fba60ec7970c.css">


İstanbul Kent Üniversitesi Research and Academic Performance System


DSpace@Kent is an integrated information system that unifies the monitoring, analysis and reporting of scientific research and academic performance at İstanbul Kent University.





Recent Submissions

  • Item type:Item,
    Kadınlarda yakın ilişkilerde yaşanan psikolojik şiddet ile psikolojik dayanıklılık arasındaki ilişkide psikolojik katılığın aracırolünün incelenmesi
    (İstanbul Kent Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 15/01/2026)
    Bahşi, Aydan Yeşim
    Kadına yönelik şiddet tüm dünyada olduğu gibi Türkiye'de yaygın ve ciddi bir halk sağlığı problemidir. Kadına yönelik psikolojik şiddetle mücadele edebilmek için psikolojik şiddetin etkilerinin belirlenmesi gereklidir. Bu araştırmada, kadınların algıladığı psikolojik şiddetin psikolojik dayanıklılığı nasıl etkilediği ve bu etkide kadınların psikolojik katılıklarının bir etkisinin olup olmadığı incelenmiştir. Araştırma nicel yöntemlerle ve ilişkisel tarama deseni kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın verileri 2025 yılında Türkiye genelinde 18-68 yaşları arasındaki 298 kadından anket formları aracılığıyla çevrimiçi olarak toplanmıştır. Veri analizleri SPSS 26 programı üzerinde Process Makro, bağımsız örneklem t testi ve ANOVA testi kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın bulguları kadınların psikolojik katılıkları arttığı zaman onların psikolojik dayanıklılıklarının azaldığını göstermiştir. Kadınların psikolojik şiddet yaşama durumu psikolojik dayanıklılıklarını doğrudan etkilemese de psikolojik şiddet yaşama durumunun kadınların psikolojik katılığını pozitif yönlü etkileyerek dolaylı biçimde onların psikolojik dayanıklılıklarını azalttığı tespit edilmiştir. Kadınların yaşları, medeni durumları ilişki süreleri ve çalışma durumu farklılaşsa dahi psikolojik dayanıklılıklarının farklılaşmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Diğer taraftan, kadınların eğitim düzeyleri farklılaştığı zaman psikolojik dayanıklıklarının da farklılaştığı saptanmıştır. Kadınların yaşları, eğitim düzeyi ve çalışma durumuna göre psikolojik şiddet algılarının farklılaşmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Diğer taraftan, boşanmış kadınların psikolojik şiddet algılarının hem evli hem de bekar kadınlarınkinden anlamlı biçimde daha yüksek olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca, 15 yıl ve üzeri ilişki süresi olan katılımcıların daha az ilişki süresi olan kadınlara nazaran psikolojik şiddet algılarının daha yüksek olduğu belirlenmiştir. Kadınların çalışma durumu farklılaşsa dahi psikolojik katılıklarının farklılaşmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Diğer taraftan, yaşları, eğitim düzeyleri, medeni durumları ve ilişki süreleri farklılaştığı zaman onların psikolojik katılıklarının da farklılaştığı tespit edilmiştir.
  • Item type:Item,
    Çocukluk çağı travmalarının yeme davranışlarıyla ilişkisinde beden algısının aracı rolünün incelenmesi
    (İstanbul Kent Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 14/07/2026)
    Sönmez, Şilan
    Araştırma, çocukluk çağı travmalarının kişilerin yeme davranışları üzerindeki etkisini incelemeyi ve bu dönemde beden algısının aracı rolünü belirlemeyi hedeflemektedir. Çocukluk çağında maruz kalınan fiziksel, duygusal ve cinsel istismar ile ihmallerin, yetişkinlikte uyumsuz yeme paternlerine dönüşme riski, çalışmanın odağında yer almaktadır. Nicel araştırma modeline göre tasarlanan araştırmada veriler, uygun örnekleme metoduyla ulaşılan 446 katılımcıdan Çocukluk Çağı Travmaları Ölçeği, Yeme Davranışı Ölçeği ve Vücut Algısı Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Toplanan veriler SPSS 26 programı aracılığıyla analiz edilmiş; değişkenler arasındaki ilişkileri ve aracılık etkilerini saptamak için korelasyon ve regresyon temelli istatistiksel analizler yürütülmüştür. Araştırma bulguları, çocukluk çağı travmalarının yeme davranışlarını anlamlı düzeyde yordadığını göstermektedir. Ancak, uygulanan aracılık testi (Sobel Testi) sonuçlarına göre, çocukluk çağı travmaları ile yeme davranışları arasındaki ilişkide beden algısının istatistiksel olarak anlamlı bir aracı rol oynamadığı saptanmıştır (p=.945). Sosyo-demografik değişkenler açısından; yaş arttıkça beden algısının olumlu yönde geliştiği ve erkek katılımcıların kadınlara oranla daha yüksek düzeyde travma bildiriminde bulunduğu görülmüştür. Elde edilen sonuçlar, travma yaşantısı olan bireylerde yeme davranışlarının beden algısından bağımsız olarak doğrudan etkilenebildiğini ortaya koymaktadır. Bu bağlamda, yeme bozukluklarına yönelik psikoterapi müdahalelerinin sadece klinik görünüme değil, travma geçmişine odaklı bütünsel bir yaklaşımla ele alınmasının önemi vurgulanmaktadır.
  • Item type:Item,
    Dahili ve cerrahi hemşirelerde tükenmişlik sendromunun değerlendirmesi
    (İstanbul Kent Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 09/06/2026)
    Nas, Nura
    Bir kamu hastanesi olan İstanbul Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde Dahili ve Cerrahi Kliniklerde çalışan hemşirelerin tükenmişlik düzeylerini belirlemenin amaçlandığı bu çalışmada nicel araştırma yöntemlerinden tarama deseni tercih edilmiştir. Araştırmanın evrenini, İstanbul ilinde bulunan Avrupa bölgesinde yer alan bir eğitim ve araştırma hastanesinde çalışan toplam 550 hemşire oluştururken, örneklem %95 güvenirlik düzeyinde 250 hemşire olarak belirlenmiştir. Araştırma kapsamında katılımcıların tükenmişlik düzeyleri; yaş, cinsiyet, medeni durum, sahip olduğu çocuk sayısı, meslekte çalışma süresi, çalıştığı birim, hangi pozisyonda çalıştığı, günlük ortalama bakım verdiği hasta sayısı, hangi vardiyada çalıştığı, gelir durumu, çalışma saati gibi demografik özelliklerine göre kıyaslanmıştır. MTÖ alt grupların Duygusal, Duyarsızlaşma ve Kişisel Başarıya göre karşılaştırması yapılmıştır. Araştırma kapsamında toplanan veriler, bilgisayar ortamında SPSS for Windows 28.0 istatistik yazılımı kullanılarak analiz edilmiştir ve sonuçlara göre yaş değişkenine göre, ≥35 yaş grubunda duygusal tükenme ve duyarsızlaşma puanları 25–30 yaş grubuna göre anlamlı düzeyde daha düşük, kişisel başarı puanı ise anlamlı düzeyde daha yüksek bulunmuş; toplam puan açısından gruplar arasında anlamlı fark saptanmamıştır. Cinsiyete göre erkeklerde duygusal tükenme ve kişisel başarı puanları kadınlardan anlamlı düzeyde daha düşük, toplam puan ise erkeklerde anlamlı düzeyde daha düşük bulunmuş; duyarsızlaşma puanında anlamlı fark görülmemiştir. Medeni duruma göre gruplar arasında ölçeğin tüm alt boyutları ve toplam puan açısından anlamlı fark görülmemiştir. Çocuk sahibi olan katılımcılarda duygusal tükenme ve duyarsızlaşma puanları çocuk sahibi olmayanlara göre anlamlı düzeyde daha düşük, toplam puan ise anlamlı düzeyde daha düşük bulunmuş; kişisel başarı puanında anlamlı fark belirlenmemiştir. Eğitim durumuna göre duygusal tükenme ve duyarsızlaşma puanlarında anlamlı fark görülmezken, lisansüstü mezunlarda kişisel başarı puanı diğer gruplara göre anlamlı düzeyde daha yüksek bulunmuş; toplam puan açısından gruplar arasında anlamlı fark saptanmamıştır. Çalışma süresine göre ≥11 yıl çalışan grupta duygusal tükenme ve duyarsızlaşma puanları daha düşük, kişisel başarı puanı daha yüksek bulunmuş; toplam puan açısından anlamlı yoktur. Çalışılan pozisyona göre (klinik hemşiresi–sorumlu hemşire) ölçeğin alt boyutları ve toplam puanı açısından anlamlı fark yokken, günlük bakım verilen hasta sayısına göre alt boyut puanlarında anlamlı fark görülmezken, ≥12 hastaya bakım veren grupta toplam puan anlamlı düzeyde daha yüksek bulunmuştur. Son olarak vardiyalı çalışanlarda duygusal tükenme puanı daha yüksek, kişisel başarı puanı daha düşük bulunmuş; duyarsızlaşma ve toplam puan açısından anlamlı fark saptanmamıştır. Gelir durumu açısından geliri giderini karşılayan grupta duygusal tükenme puanı anlamlı düzeyde daha düşük bulunmuş, diğer alt boyutlar ve toplam puanda anlamlı fark belirlenmemiştir. Fazla mesai yapan grupta duygusal tükenme ve toplam puanlar anlamlı düzeyde daha yüksek bulunmuş; duyarsızlaşma ve kişisel başarı puanlarında anlamlı fark saptanmamıştır.
  • Item type:Item,
    Yetişkinlerde olumsuz çocukluk çağı deneyimlerinin, psikolojik esneklik, depresyon ve fonksiyonel olmayan tutumlarla ilişkisinin incelenmesi
    (İstanbul Kent Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 18/05/2026)
    Yıldrım, Mensure Ece
    Olumsuz çocukluk çağı deneyimleri (OÇÇD), bireylerin yaşam boyu psikolojik, bilişsel ve sosyal işlevselliğini olumsuz yönde etkileyebilen bir risk faktörüdür. Bu araştırmanın amacı, yetişkin bireylerde olumsuz çocukluk çağı deneyimleri, psikolojik esneklik, depresyon ve fonksiyonel olmayan tutumlar arasındaki ilişkiyi incelemektir. Bu bağlamda, olumsuz çocukluk çağı deneyimleri ve depresyon arasındaki ilişkide psikolojik esneklik ile fonksiyonel olmayan tutum değişkenlerinin aracılık rolleri incelenmiştir. Araştırma, ilişkisel tarama modeline dayalı olarak gerçekleştirilmiş; 18 yaş ve üzeri, uygun örnekleme yöntemiyle seçilmiş toplam 308 yetişkinden oluşan bir çalışma grubu ile yürütülmüştür. Veri toplama sürecinde Demografik Bilgi Formu, Çocukluk Çağı Olumsuz Yaşantılar Ölçeği, Psikolojik Esneklik Ölçeği, Beck Depresyon Envanteri ve Fonksiyonel Olmayan Tutumlar Ölçeği Kısa Formu kullanılmıştır. Analizler, OÇÇD ile depresyon ve fonksiyonel olmayan tutumlar arasında pozitif; psikolojik esneklik ile ise negatif yönde anlamlı ilişkiler olduğunu göstermiştir. Ayrıca psikolojik esneklik ve fonksiyonel olmayan tutumların, OÇÇD ile depresyon arasındaki ilişkide kısmi aracılık rolü üstlendikleri belirlenmiştir. Veriler, Pearson korelasyon analizi, çoklu regresyon analizi ve aracılık etkilerinin testinde Hayes'in PROCESS makrosu (Hayes, 2018) bootstrap yöntemi ve 10000 örnekleme kullanılarak değerlendirilmiş, anlamlılık düzeyi p<.05 olarak kabul edilmiştir. Bulgular, OÇÇD'nin depresyon üzerindeki etkilerinin hem doğrudan hem de psikolojik esneklik ve fonksiyonel olmayan tutumlar aracılığıyla dolaylı olarak ortaya çıktığını göstermekte; erken dönem travmatik deneyimlerin olumsuz etkilerini azaltmaya yönelik psikoterapi programlarında psikolojik esnekliği artırma ve işlevsiz bilişsel tutumları değiştirmeye odaklanan müdahalelerin önemini vurgulamaktadır.
  • Item type:Item,
    Boşanma deneyimi olan bireylerin psikolojik dayanıklılıkları, bilişsel çarpıtmaları ve işlevsel olmayan tutumları arasındaki ilişkilerin incelenmesi
    (İstanbul Kent Üniversitesi, Lisansüstü Eğitim Enstitüsü, 05/06/2026)
    Arslan, Büşra
    Bu çalışmanın amacı, boşanma deneyimi olan bireylerin psikolojik dayanıklılıkları, bilişsel çarpıtmaları ve işlevsel olmayan tutumları arasındaki ilişkileri incelemektir. Ayrıca araştırma değişkenlerine ait veriler algılanan sosyal destek, psikiyatrik tanı durumu, evlenme yaşı, boşanan bireylerin birbiri ile şu anki ilişkileri, çocuk sahibi olma ve sosyo-ekonomik düzeye göre karşılaştırılmıştır. Araştırmanın örneklemi, Türkiye'de yaşayan, 174 kadın ve 68 erkek olmak üzere 242 toplam gönüllü boşanma deneyimi olan katılımcıdan oluşmaktadır. Veri toplama sürecinde, katılımcılara yönelik bazı demografik bilgileri öğrenmek amacı ile araştırmacının hazırladığı Sosyodemografik Bilgi formu, Yetişkinler için Psikolojik Dayanıklılık Ölçeği; Düşünce Özellikleri Ölçeği (Bilişsel Çarpıtmalar Ölçeği), İşlevsel Olmayan Tutumlar Ölçeği (DAS-R-TR) kullanılmıştır. Verilerin analizi SPSS 27.0 paket programı kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Verilerin analizinde Bağımsız Gruplar T Testi, Tek Yönlü Varyans Analizi (ANOVA), Pearson Korelasyon Analizi yapılmıştır. Korelasyon analizi sonuçları, boşanma deneyimi olan bireylerin bilişsel çarpıtmalar ile işlevsel olmayan tutumlar değişkenlerinin tüm boyutları arasında pozitif ve anlamlı ilişkiler gösterdiğini tespit etmiştir. Aynı zamanda, bilişsel çarpıtma değişkenin zihin okuma alt boyutu hariç diğer boyutları ile psikolojik dayanıklılık arasında anlamlı ve negatif yönde ilişkilere rastlanmıştır. Bu bulgularla birlikte, işlevsel olmayan tutumlar değişkeninin mükemmeliyetçilik alt boyutu hariç onay arama boyutu ile psikolojik dayanıklılık arasında anlamlı ve negatif yönde ilişki olduğu tespit edilmiştir. Aracılık analizi bulgularına göre, felaketleştirmenin, iki uçlu düşünmenin, duygudan sonuç çıkarmanın, etiketlemenin, kişiselleştirmenin, meli-malı'nın, aşırı genellemenin, olumluyu azımsamanın psikolojik dayanıklılık ile doğrudan negatif; onay arama ile doğrudan pozitif yönde ilişkili olduğu; psikolojik dayanıklılığın ise onay arama ile doğrudan negatif ilişkili olduğu gözlenmiştir. Bu bulgular, psikolojik dayanıklılığın kısmi aracı olduğunu göstermektedir. Filtrelemenin psikolojik dayanıklılık ile doğrudan negatif, psikolojik dayanıklılığın ise onay arama ile doğrudan negatif ilişkili olduğu gözlenmiştir. Bu bulgular filtreleme ve onay arama ilişkisinde psikolojik dayanıklılığın tam aracı olduğunu göstermektedir. Ayrıca, psikolojik dayanıklılığın algılanan sosyal destek, evlenme yaşı, boşanan bireylerin birbiri ile şu anki ilişkileri, çocuk sahibi olma, algılanan sosyo-ekonomik düzeye; işlevsel olmayan tutumların algılanan sosyal desteğe; bilişsel çarpıtmaların ise psikiyatrik tanı varlığına göre incelenmesi sonucunda anlamlı düzeyde farklılık gözlenmemiştir. Bu sonuçlar, boşanma deneyimi sonrasında psikolojik dayanıklılığın inşasının önemini, bilişsel çarpıtmalar ile işlevsel olmayan tutumlara karşı koruyucu faktör olduğuna işaret etmektedir. Bu kapsamda geliştirilecek klinik müdahaleler ve önleyici çalışmalarda, psikolojik dayanıklılık ve bilişsel çarpıtma gibi bilişsel yapıların dikkatle değerlendirilmesini ve psikolojik dayanıklılığı geliştirmenin kritik olduğunu düşündürmektedir.