İstanbul Kent Üniversitesi Research and Academic Performance System


DSpace@Kent is an integrated information system that unifies the monitoring, analysis and reporting of scientific research and academic performance at İstanbul Kent University.





Recent Submissions

  • Item type:Item,
    Efficacy of MTAD solution and Er:YAG laser in smear layer removal from extracted root canals: a SEM evaluation
    (Marmara University, 2021) Kalyoncu, Işıl Özgül; Giray, Figen Eren; Durmuş, Başak; Berker, Yıldız Garip; Tanboğa, İlknur
    Objective: The aim of this study was to compare the efficacy of MTAD (a mixture of a tetracycline isomer, an acid, and a detergent), Er:YAG laser, 17% EDTA, and 5.25% NaOCl in removing the smear layer from the surface of instrumented root canals. Methods: Various organic acids, instruments and lasers have been used to remove the smear layer from the surface of instrumented root canals. Twenty-eight extracted maxillary and mandibular permanent incisors were prepared with rotary files. The teeth were randomly allocated to four treatment groups for final irrigation as follows: (1) 17% EDTA (followed by NaOCl), (2) 5.25% NaOCl, (3) Er:YAG laser, and (4) MTAD. All teeth were processed for scanning electron microscopy (SEM) and the removal of the smear layer was examined in the apical, middle and coronal thirds. Results: At coronal location, NaOCl(2.2±0.4) group had significantly higher scores than MTAD(0.0±0.0), EDTA(0.6±0.4) and Er:YAG laser(0.6±0.4) groups (p<0.001, p=0.039, and p=0.039, respectively). At the middle third, NaOCl(2.6±0.5) scores were significantly higher than MTAD(0.0±0.0) and EDTA(0.8±0.4) groups (p<0.001 and p=0.036 respectively). At apical MTAD (0.4±0.3) group had significantly better scores (p<0.001). Conclusion: The results of this suggest that MTAD is an effective final irrigator agent, particularly in the apical segment of the root canal, which presents challenges during cleaning.
  • Item type:Item,
    Markanın sosyal ağ hesapları aracılığıyla ihlali
    (Hacettepe Üniversitesi, 2022) Sarı, Onur
    Sosyal ağlar, markaların değerini ve bilinirliğini etkileyen önemli iletişim araçlarındandır. Bu nedenle birçok marka, sosyal ağlarda hesap açmakta ve ürünlerinin tanıtımını yapmaktadır. Ancak bazen marka hakkı sahibi dışındaki kişiler, markayı sosyal ağ kullanıcı adı olarak kullanmakta ve markanın itibarından haksız bir şekilde yararlanmaktadır. Başkasının markasının, kullanıcı adı olarak kayıtlanıp kullanımı marka hakkının ihlali teşkil etmektedir. Sosyal ağ platformları, başkasına ait markaların haksız bir şekilde kullanıcı adı olarak kullanılmaması amacıyla çeşitli tedbirler almıştır. Örneğin bir kullanıcı adına başvuru halinde, başvuranın ilgili markayı kullanma hakkı olduğu yönünde belge sunması talep edilmektedir. Ayrıca uyar/kaldır sistemiyle marka sahibi, ilgili platforma başvurursa, platform kullanıcı adını askıya almaktadır. Fakat bu tedbirlerin uygulamada yetersiz kaldığı görülmektedir. Markaların haksız kullanıcı adı olarak kullanılmasındaki bir diğer sorunsa ülkesellik ilkesidir. Ülkesellik ilkesi gereği marka, ancak tescilli olduğu ülkelerde korunabilmektedir. Bu nedenle marka sahibinin ya ilgili ülkede tescil başvurusunda bulunması ya da uluslararası anlaşmalar bağlamında tescil başvurusunda bulunması gerekir. Dolayısıyla tüm Dünya’da markayı yeknesak bir şekilde koruyan bir tescil sistemi bulunmamaktadır. Oysa alan adlarında böyle bir sistem vardır. Bu durumda bir ülkede tescilli olan marka, tescilsiz olduğu bir ülkede kullanıcı adı olarak yetkisiz bir kişi tarafından kullanılabilir. Ülkemizdeyse tescilsiz markalar, haksız rekabet bağlamında korunmaktadır. Bu durumda marka, sahibi tescilli marka korumasından yararlanamasa bile haksız rekabet hükümleri gereği koruma talep edebilir.
  • Item type:Item,
    Erken müdahale programlarının ebeveyn öz yeterliği üzerindeki etkileri: Sistematik derleme
    (UDEMKO, 2026) Yazgan, Ezgi; Durualp, Ender
    Ebeveyn öz yeterliği, ebeveynlerin çocuklarının gelişimini destekleme konusundaki yeterlik algılarını ifade eden ve erken çocukluk döneminde çocuk gelişimi üzerinde belirleyici bir rol oynayan önemli bir değişkendir. Özellikle 0–3 yaş döneminde uygulanan erken müdahale programlarının, ebeveynlerin öz yeterlik algılarını güçlendirme potansiyeline sahip olduğu belirtilmektedir. Bu bağlamda, mevcut çalışmanın amacı, 0–3 yaş çocuklara yönelik erken müdahale programlarının ebeveyn öz yeterliği üzerindeki etkisini inceleyen araştırmaların sistematik olarak derlenmesi ve mevcut kanıtların bütüncül bir çerçevede sunulmasıdır. Bu çalışma, sistematik derleme yöntemiyle yürütülmüştür. Literatür taraması, PICOS (Population, Intervention, Comparator, Outcome, Study Design) çerçevesi temel alınarak gerçekleştirilmiştir. Taramalar Web of Science, Scopus ve ULAKBİM TR Dizin veri tabanlarında yapılmıştır. Tarama sürecinde “erken müdahale”, “erken çocukluk müdahalesi”, “ebeveyn öz yeterliği” ve ilişkili Türkçe ve İngilizce anahtar kelimeler çeşitli kombinasyonlarla kullanılmıştır. Dahil edilme kriterleri; 0–3 yaş çocuklara yönelik erken müdahale programlarını içeren, ebeveyn öz yeterliğini sonuç değişkeni olarak ele alan ve deneysel, yarı deneysel ya da ön test–son test desenine sahip çalışmalarla sınırlandırılmıştır. Elde edilen çalışmalar, metodolojik özellikleri, müdahale türleri ve ebeveyn öz yeterliği üzerindeki bulgular açısından incelenmiştir. Elde edilen veriler tematik ve betimsel yöntemlerle sentezlenmiş; benzer özellikler taşıyan çalışmalar gruplandırılarak karşılaştırılmıştır. Bulgular sayısal birleştirmeye uygun olmadığından meta-analiz yapılmamış, sonuçlar nitel sentez yoluyla sunulmuştur. Bu sistematik derlemenin, erken müdahale uygulamalarının ebeveyn öz yeterliği üzerindeki etkilerine ilişkin mevcut kanıtları ortaya koyarak, alandaki bilgi birikimine katkı sağlaması ve gelecekte yürütülecek araştırmalara yön vermesi beklenmektedir.
  • Item type:Item,
    0–6 yaş döneminde erken müdahale programları: Bütünsel gelişim odaklı çalışmaların bibliyometrik analizi
    (UDEMKO, 2026) Kaplan, Fadime
    Erken çocukluk döneminde uygulanan müdahale programları, çocukların bilişsel, dil, motor ve sosyal-duygusal gelişim alanlarında kalıcı etkiler oluşturmaktadır. Bu nedenle 0–6 yaş aralığı, bütünsel gelişimin desteklenmesi açısından kritik bir zaman dilimi olarak ele alınmaktadır. Ancak erken müdahale literatürü geniş ve heterojen bir yapıya sahip olup, program içerikleri, hedef popülasyonlar ve değerlendirme araçları ülkeler arasında önemli farklılıklar göstermektedir. Bu çalışma kapsamında, 0–6 yaş dönemine yönelik erken müdahale programlarının bütünsel gelişim perspektifinden bibliyometrik analizi gerçekleştirilmiştir. Çalışmada hem Türkiye hem de uluslararası indeksli dergilerde yer alan yayınlar birlikte incelenerek, literatürün tematik dağılımı, yıllara göre eğilimi ve uygulama alanları karşılaştırmalı olarak değerlendirilmiştir. Veri seti, Web of Science veri tabanı kullanılarak oluşturulmuştur. “Early intervention”, “early childhood”, “0–6 years”, “preschool intervention” ve “erken müdahale” gibi anahtar kelimelerle yürütülen taramada 2000–2025 yılları arasındaki yayınlar dâhil edilmiştir. Yayınlar; hedef yaş grubu, program türü, gelişim alanı, değerlendirme araçları, araştırma türü ve ülke dağılımı gibi değişkenler üzerinden kodlanmıştır. Ön sonuçlar, uluslararası literatürde aile merkezli ve oyun temelli programların ağırlık kazandığını; Türkiye literatüründe ise değerlendirme ve uyarlama çalışmalarının daha yoğun olduğunu göstermektedir. Ayrıca bütünsel müdahale programlarının hem Türkiye’de hem de dünyada sınırlı sayıda çalışıldığı görülmüştür. Bu bulgular, 0–6 yaş döneminde bütünsel gelişimi hedefleyen erken müdahale programlarının geliştirilmesine yönelik önemli bir boşluğa işaret etmektedir. Çalışmanın, Türkiye’deki erken müdahale literatürünün uluslararası literatürle karşılaştırmalı konumlanmasına katkı sunması; aynı zamanda bütünsel gelişimi hedefleyen program tasarımlarında hangi alanların güçlü, hangilerinin zayıf olduğunu görünür kılması beklenmektedir. Böylece alandaki araştırma boşluklarının sistematik olarak belirlenmesi hedeflenmektedir.
  • Item type:Item,
    Türkiye’de Selektif Mutizmli çocukların sosyodemografik ve klinik özellikleri: 681 ebeveyn bildirimine dayalı ulusal kesitsel çalışma
    (UDEMKO, 2026) Kızılboğa, Veysel; Kızılboğa, Mahmut; Alpüran Kocabıyık, Nurcan
    Selektif Mutizm (SM), bir çocuğun ev gibi güvenli ortamlarda konuşabiliyorken, okul gibi sosyal ortamlarda konuşamaması, susması ile karakterize edilen, sosyal kaygı ile ilintili bir anksiyete bozukluğu olarak görülmektedir. Türkiye'de SM'nin klinik özelliklerini inceleyen geniş örneklemli araştırmaların sınırlı olması nedeniyle bu çalışmada SM şüphesi veya tanısı bulunan çocukların sosyodemografik özellikleri ile ev, okul ve diğer ortamlardaki iletişim tutumlarının incelenmesi amaçlanmıştır. Yöntem Bu çalışma kesitsel araştırma deseni ile yürütülmüştür. Veriler, Türkiye'de SM şüphesi veya tanısı bulunan 610 çocuğun ebeveynlerinden çevrim içi anket yöntemi ile toplanmıştır. Ankette çocukların sosyodemografik özelliklerine ve SM'ye ilişkin klinik değişkenlere yönelik sorulara yer verilmiştir. Veriler tanımlayıcı istatistikler ve Ki-Kare testi kullanılarak analiz edilmiştir. Bulgular Katılımcıların %57.1'i kız, %42.9'u erkek çocuklardan oluşmaktadır. Çocukların %95.7'sinin ev ortamında ebeveynleriyle konuşabildiği görülmüştür. Buna karşın okul ortamında suskunluk belirgin bir şekilde ortaya çıkmaktadır. Çocukların %43.9'unun akranlarıyla hiç konuşmadığı, %25.6'sının ise akranlarıyla sınırlı düzeyde konuşabildiği belirlenmiştir. Ayrıca okul ortamında iletişim kuramayan çocuklarda tuvalet ve beslenme reddi gibi bedensel kapanma davranışlarının yüksek oranda eşlik ettiği görülmüştür. Tartışma Bu çalışmanın temel bulguları, SM'nin sosyal kaygı ile ilişkili bir durum olduğunu desteklemektedir. Çocukların konuşma davranışlarının ev ve okul ortamlarında yüksek değişkenlikler göstermesi, literatürde SM'nin sosyal kaygı temelli bir bozukluk olduğu yönündeki görüşlerle örtüşmektedir. Ev ortamındaki yüksek konuşma oranı ile okul ortamındaki suskunluk arasındaki belirgin fark, SM'nin dilsel bir yetersizlikten çok, sosyal bağlama duyarlı bir anksiyete bozukluğu olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Sınırlılıklar, Sonuç ve Öneriler Araştırmanın en önemli sınırlılığı, verilerin yalnızca ebeveyn bildirimlerine dayanmasıdır. Bununla birlikte geniş örneklem büyüklüğü, Türkiye'de selektif mutizmin klinik profilini anlamak açısından önemli bir katkı sağlamaktadır. Gelecek araştırmalarda öğretmen raporları ve klinik değerlendirmelerin de dâhil edilmesi önerilmektedir.