The reinvention of a hero: Barbaros Hayrettin Paşa and the politics of naval memory in Türkiye
Tarih
Yazarlar
Dergi Başlığı
Dergi ISSN
Cilt Başlığı
Yayıncı
Erişim Hakkı
Özet
This manuscript presents a critical analysis of the commemoration of Barbaros Hayrettin Paşa and the Preveze Naval Victory, framing it not as an organic, continuous tradition but as a dynamic and contested political instrument. It argues that the tradition's history is characterized by a series of disruptive reinventions, each meticulously engineered to serve the distinct ideological and strategic objectives of different political regimes in Türkiye. The study traces this evolution through three critical, non-linear phases. Initially, during the late Ottoman Empire's period of decline, the tradition was invented from the ground up by non-state actors, primarily the Ottoman Naval Society. Emulating successful Western models like the British Navy League's cult of Nelson, these actors strategically adopted Barbaros as a patriotic symbol to foster maritime consciousness, raise public funds, and legitimize a costly naval modernization program in response to imperial trauma and territorial losses. Following the Republic of Türkiye's establishment, the tradition was selectively re invented amid the new state's secular-nationalist project. Viewed with doubt due to its overt Ottoman relations, it was initially suppressed in favour of narratives centred on the War of Independence. However, through persistent advocacy from journalists and naval circles, it was cautiously appropriated by the state. This negotiation culminated in the official designation of the Preveze anniversary as "Naval Forces Day," a move that effectively stripped the tradition of its imperial connotations and repurposed it as a tool for building a republican maritime consciousness and for diplomatic signalling on the eve of World War II. The study culminates by examining the contemporary neo-Ottoman culmination of the tradition, where it has been fully weaponized within the context of 21st-century Aegean crises and Eastern Mediterranean energy disputes. This phase is defined by the strategic fusion of the Navy's professionally cultivated historical identity with the state's assertive "Blue Homeland" (Mavi Vatan) doctrine. Through a comprehensive set of mechanisms—including grand naval parades as performative sovereignty, the resumed ritual of saluting Barbaros's tomb as a strategic speech act, the symbolic naming of both warships and civilian energy vessels after Ottoman heroes, and its propagation via state-sponsored popular culture (e.g., the Barbaroslar: Akdeniz’in Kılıcı TV series) and religious soft power projects—the commemoration is explicitly exploited to securitize maritime space, legitimize an assertive foreign policy, and promote a neo-Ottoman national identity. The study concludes that the trajectory of the Barbaros tradition significantly complicates standard top-down models of "invented tradition" by highlighting the critical role of non-state actors, internal contestation, and bureaucratic struggles, thereby revealing the perpetual negotiation in Turkish politics between a republican and an imperial past, where historical narrative is mobilized to project power and shape identity in the face of modern geopolitical competition.
Bu çalışma, Barbaros Hayrettin Paşa ve Preveze Deniz Zaferi'nin anılmasını ele alarak, bu geleneğin organik ve sürekli bir hat değil, Türkiye'deki farklı siyasi rejimlerin kendine özgü ideolojik ve stratejik hedeflerine hizmet etmek üzere özenle tasarlanmış bir dizi kesintili yeniden icatlar tarihi olduğunu savunmaktadır. Çalışma, bu evrimi birbirinden kesin çizgilerle ayrılan üç kritik aşamada izlemektedir. İlk olarak, Osmanlı İmparatorluğu'nun çöküş döneminde, gelenek devlet-dışı aktörler – başta Osmanlı Donanma Cemiyeti – tarafından icat edilmiştir. İngiliz Donanma Ligi'nin Nelson kültü gibi başarılı Batı modellerini taklit eden bu aktörler, imparatorluk travması ve toprak kayıplarına bir yanıt olarak, denizcilik bilincini teşvik etmek, kamu fonu toplamak ve maliyetli bir donanma modernizasyon programını meşrulaştırmak amacıyla Barbaros'u stratejik bir vatanseverlik sembolü olarak benimsemiştir. Cumhuriyet'in kuruluşunu takiben, yeni devletin laik-ulusalcı projesi bağlamında gelenek seçici bir şekilde yeniden icat edilmiştir. Açık Osmanlı çağrışımları nedeniyle kuşkuyla karşılanan gelenek, başlangıçta İstiklal Savaşı merkezli anlatılar lehine bastırılmıştır. Ancak, gazetecilerin ve denizci çevrelerinin ısrarlı savunuculuğu sayesinde, devlet tarafından ihtiyatla sahiplenilmiş bir mirasa dönüşmüştür. Bu müzakere, Preveze yıl dönümünün resmi olarak "Deniz Kuvvetleri Günü" ilan edilmesiyle sonuçlanmış; bu hamle, geleneği imparatorluk çağrışımlarından arındırarak onu, cumhuriyetçi bir denizcilik bilinci inşa etmek ve İkinci Dünya Savaşı arifesinde diplomatik bir mesaj aracı olarak kullanıma sunmuştur. Bu araştırma, geleneğin çağdaş neo-Osmanlı doruk noktasının incelenmesiyle son bulmaktadır. Bu aşamada, 21. yüzyıl Ege krizleri ve Doğu Akdeniz enerji anlaşmazlıkları bağlamında gelenek tamamen silahlandırılmıştır. Bu faz, Donanma'nın profesyonelce inşa edilmiş tarihsel kimliği ile devletin genişlemeci "Mavi Vatan" doktrininin stratejik olarak kaynaşmasıyla tanımlanmaktadır. Eylemsel bir egemenlik gösterisi olarak büyük deniz geçit törenleri, stratejik bir sözeylem olarak Barbaros'un türbesini selamlama ritüelinin yeniden başlatılması, hem savaş gemilerinin hem de sivil hidrokarbon araştırma/sondaj gemilerinin Osmanlı kahramanlarının isimleriyle sembolik olarak adlandırılması ve devlet destekli popüler kültür (örneğin Barbaroslar: Akdeniz’in Kılıcı dizisi) ve dini yumuşak güç projeleri aracılığıyla yayılımından oluşan kapsamlı bir mekanizmalar seti aracılığıyla, bu anma açık bir şekilde deniz alanını güvenlikleştirmek, iddialı bir dış politikayı meşru kılmak ve neo-Osmanlı bir ulusal kimliği teşvik etmek için istismar edilmektedir. Çalışma, Barbaros geleneğinin izlediği seyirin, devlet dışı aktörlerin, iç çekişmelerin ve bürokratik mücadelelerin kritik rolünü vurgulayarak, standart "yukarıdan aşağıya icat edilmiş gelenek" modellerini önemli ölçüde karmaşıklaştırdığı sonucuna varır; bu durum, Türk siyasetinde cumhuriyetçi ve imparatorluk geçmişi arasındaki, tarihsel anlatının modern jeopolitik rekabetle yüzleşmek için güç projeksiyonu ve kimlik inşası amacıyla seferber edildiği sürekli müzakereyi ortaya koymaktadır.










