Parricide’i yeniden düşünmek: Aile içi otorite, utanç ve kuşaklararası aktarımın klinik sosyolojik analizi
Tarih
Yazarlar
Dergi Başlığı
Dergi ISSN
Cilt Başlığı
Yayıncı
Erişim Hakkı
Özet
Parricide, bireyin annesini ya da babasını öldürmesini ifade eden ve aileye, ebeveynliğe ve kuşaklararası sürekliliğe atfedilen güçlü kültürel ve ahlaki anlamlar nedeniyle son derece ağır bir şiddet biçimi olarak değerlendirilen bir olgudur. Düşük görülme sıklığına rağmen taşıdığı klinik, toplumsal ve sembolik ağırlık, bu olguyu yalnızca adli bir mesele olmaktan çıkararak çok katmanlı bir analiz konusu hâline getirmektedir. Bu çalışma, parricide’i bireysel patolojiye ya da istisnai suç anlatılarına indirgemeden, klinik sosyoloji perspektifi içinde yeniden düşünmeyi amaçlamaktadır. Araştırmada özgün bir ampirik veri seti oluşturulmamış; bunun yerine eleştirel literatür analizi ve kuramsal sentez yöntemi kullanılmıştır. Bu kapsamda uluslararası parricide literatürü, adli psikiyatri ve kriminoloji çalışmaları ile Türkiye bağlamına ilişkin sınırlı ampirik bulgular birlikte değerlendirilmiştir. Çalışma, parricide’in yalnızca bireysel düzeyde değil, aynı zamanda ilişkisel, duygusal ve toplumsal bağlam içinde ele alınması gerektiğini ortaya koymaktadır. Analizde aile içi otorite ilişkileri, tanınma yoksunluğu, utanç deneyimi, bastırılmış duygular, sessizlik pratikleri, erkeklik normları, adli söylem ve kuşaklararası aktarım süreçleri temel eksenler olarak incelenmiştir. Bu çerçevede parricide, ani ve nedensiz bir şiddet patlaması olarak değil; uzun süre biriken ilişkisel gerilimlerin, çözümlenmemiş çatışmaların, duygusal baskının ve öznel sıkışmışlık deneyiminin taşınamaz hâle geldiği bir kırılma momenti olarak kavramsallaştırılmıştır. Türkiye bağlamında aile kurumunun kutsallaştırılması, ebeveyn otoritesinin meşrulaştırılması ve aile içi sorunların “özel alan” söylemiyle görünmezleştirilmesi, bu tür vakaların hem toplumsal hem de akademik düzeyde sınırlı biçimde tartışılmasına yol açmaktadır. Ayrıca medyada bu tür olayların çoğu zaman bireysel cinnet anlatıları içinde sunulması, olgunun ilişkisel boyutunun görünmez kalmasına katkıda bulunmaktadır. Bu çalışma, parricide’i bireysel sorumluluk ile ilişkisel ve toplumsal koşullar arasındaki gerilimde ortaya çıkan çok katmanlı bir toplumsal semptom olarak değerlendirmektedir.
Parricide refers to the act of an individual killing their mother or father and is considered an extremely severe form of violence due to the strong cultural and moral meanings attributed to family, parenthood, and intergenerational continuity. Despite its low incidence, its clinical, social, and symbolic weight transforms this phenomenon into a complex object of analysis rather than merely a legal issue. This study aims to reconsider parricide within the framework of clinical sociology, without reducing it to individual pathology or exceptional crime narratives. No original empirical dataset was produced; instead, a critical literature review and theoretical synthesis were employed. In this context, the international parricide literature, studies in forensic psychiatry and criminology, and the limited empirical findings related to the Turkish context were examined together. The study demonstrates that parricide should be understood not only at the individual level but also within relational, emotional, and social contexts. The analysis focuses on family authority relations, lack of recognition, experiences of shame, repressed emotions, practices of silence, masculinity norms, legal discourse, and intergenerational transmission processes. Within this framework, parricide is conceptualized not as a sudden and inexplicable outburst of violence, but as a rupture moment in which accumulated relational tensions, unresolved conflicts, emotional pressure, and subjective experiences of entrapment become unbearable. In the Turkish context, the sacralization of the family, the legitimization of parental authority, and the concealment of family problems within the discourse of the “private sphere” contribute to the limited discussion of such cases at both social and academic levels. Moreover, the frequent representation of these incidents in the media as individual “madness” narratives further obscures their relational dimensions. This study ultimately conceptualizes parricide as a multilayered social symptom emerging at the intersection of individual responsibility and relational as well as structural conditions.










